Home | Kadın | Mucizenin Adı Arda

Mucizenin Adı Arda

By
Font size: Decrease font Enlarge font
Oğlumuzun doğum hikayesini yazıp yazmamakta oldukça kararsız kaldım. Ama daha sonra doğum hikayemizi yazmaya, sizlerle paylaşmaya ve daha sonra sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi bebeğimizle hayatımıza devam etmeye karar verdim.
1999 yılında bir kızımız oldu, adı ECE ve normal doğum yapmıştım. Ece'den sonra ikinci bir bebeğe hamile kalmış, hamileliğim 20. haftasından itibaren sorunlar yaşamaya başlamış ve 28. haftada erken doğum yapmıştım. Maalesef bebeğimiz yaşamamıştı. O zaman bunun erken doğumdan kaynaklandığını düşünmüştüm şimdi ise bebeğimizin o zaman kurtarılamadığını ve onu kaybetme sebebimizin doktorlar tarafından anlaşılmış olsa bile- ki bundan emin değilim, bize tam olarak sebebi söylenmemişti. Aslında bebeğin incelenmesini istememiz gerekirmiş ama biz maalesef o zaman içerisinde bulunduğumuz psikolojik durumumuzdan dolayı eşimle bunu hiç düşünmemiştik. Eğer bebeği inceletmiş olsaydık belki bu sefer yaşadığımız sorunları yaşamayacaktık...

Bundan 3 sene önce ikinci bebeğimizi kaybettiğimizde ciddi bir psikolojik çöküntü yaşadım.Çok şükür kızım Ece vardı, eşim çok büyük destek oldu ve olayı atlatmayı başardım. Ama hiçbir zaman unutmadım, hala o hiç kucaklayamadığım, kokusunu tanıyamadığım minik oğlumu düşündükçe yüreğim sızlar, içim burkulur...

2004 yılında güç bela tekrar ikinci bir çocuk sahibi olmayı denemeye karar verdik. Tamamen doktorumu ve hastaneyi değiştirdim ve yeniden hamile kaldım, her şey normal bir şekilde ilerlemeye baladı.14-15. haftalarda bebeğimizin cinsiyetinin yine erkek olduğunu öğrendik.Ve ben hastane çıkışı hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Eşim buna anlam veremiyordu, “bir kızımız var bir de oğlumuz olacak aslında ne kadar şanslısın” diyordu bana ama ben daha önce yaşadıklarımdan dolayı kendime hakim olamıyor ve ağlıyordum. Daha sonraları bu ağlamamın aslında olacakları önceden sezinlemiş olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. 20. haftada tıpkı bir önceki hamileliğimde olduğu gibi doğum sancılarımın erken başlamasıyla bu ağlamalarımda çok da haksız olmadığımı anladım. Yine her şey ters gidiyordu. Doktorumda olanlara bir anlam veremiyordu hemen beni hastaneye yatırdı ve sancıları kesmesi gereken ilaçları vermeye başladı. Detaylı ultrasona girdim her şey normal gözüküyordu. Hastanede 3 gün yattım. Sancılarım oldukça azalmış ama bitmemişti. Artık hamileliğimin kalan bölümüne evde istirahat ederek geçirecektim. Kızımla birlikte annemin evine yerleştik ve orada tam 3 ay kaldık. Bu arada işlerime evden devam etmeye başladım. Bir yandan elimden geldiğince işlerimle ilgileniyor, kızıma evinin hasretini unutturmaya çalışıyordum.Eşim her akşam annemlere geliyor akşam yatmaya eve gidiyordu.Bu şekilde tam 2.5 ayı annemin evinde geçirip 30 haftaya ulaştığımızda evimize döndük.22. haftada detaylı ultrason konusunda uzman olan Doktor Atıl Yüksel'e de gittik.O da muayene ve ultrason sonucunda bebeğin gidişatını normal buldu ve sancılarımın neden başlamış olabileceğine dair net bir şey söyleyemedi.

30. haftadan sonraki tüm kontrollerim iyi gidiyordu, ufak tefek sancılarım vardı ve ilacı azaltarak almaya devam ediyordum.Doktorum Moşe Benhabib hamileliğimin gidişatını yakından takip ediyordu.
32. haftayı geçtiğimizde eşim de ben de bir ohhh dedik, bize göre artık risk azalmıştı bebeğimiz doğsa bile yaşama şansı yüksekti.Sonunda 36. haftaya ulaştık fakat ben kendimi 35. haftadan itibaren kötü hissetmeye başlamıştım, sancılarım artmıştı.

11 Mart
36. haftada doktor kontrolüne gittiğimizde NST'ye bağlandığımda sancılarım çok sık geliyordu, zaten ben de kendimi çok kötü hissediyordum.Moşe Bey hemen hastaneye yatmam gerektiğini söyledi, günlerden Cuma günüydü ve apar topar hastaneye yatışım yapıldı. Kolumdan serumla ilacı vermeye başladılar ve Moşe Bey sancılarımın gidişatına göre ertesi günü (Cumartesi)doğuma karar verip veremeyeceğini söyledi.

12 Mart
Sabah doktorum kontrole geldiğinde sancılarımın ilaca rağmen devam ettiğini gördü ve beni detaylı ultrasona aldı.Kordon bebeğin boynuna iki kere dolanmıştı ve böbreklerinden birinde büyüme olmuştu.Kilosunu 2400 ile 2700 arası tahmin etti ve bana istersem 1 hafta daha serum ve ilaçla hastanede yatıp bebeğin 1 hafta daha gelişmesini bekleyebileceğimizi veya hemen sezaryenle bebeği alabileceğini söyledi.Ben kararı kendisine bıraktım, sonuçta 36.haftaya kadar ona güvenerek gelmiştik bundan sonrasında da ona güvenmekten ve Allaha dua etmekten başka çaremiz yoktu.Moşe Bey günlerden cumartesi olduğu için ve Pazar veya akşam doğum sancılarım tutarsa o sırada mevcut olan ekibin ve çocuk doktorumuzun hastanede olamayacağını söyleyerek bebeği almaya karar verdi.Çok da doğru bir karar vermişti çünkü onun bu kararı bizim minik Arda'mızın hayatını kurtardı.

Bu arada ben doğuma gireceğimi anlayınca inanılmaz heyecanlandım ve korkmaya başladım, aynı zamanda ağlıyordum.Minik kızım Ece'yi defalarca öpüp dualar eşliğinde doğuma gittim.
Saat 13:00 de ameliyata alındım.
Ameliyathanenin kapısında eşim,annem,görümcelerim, kayınvalidem,minik kızım,kardeşim ve eşi bekliyorlardı.Babamlar yukarıda odada bekliyorlardı. Ameliyata girmemden 10 dk.sonra biri dışarı çıkıp dışarıda bekleyenlere “Müjde bir oğlunuz oldu” diye doğum haberini vermiş.

Normalde bu haberden 5 dk. Sonra bebeğin dışarı çıkması gerekir.Eşim elinde video kamera ile beklemeye başlamış.Fakat bir türlü bebeği dışarı çıkaran olmamış, dakikalarca beklemişler. İçeriden kimse haber vermiyormuş, dışarıda bekleyenler merak ve heyecan içinde kalmışlar.Eşim elinde kamera bembeyaz bir yüzle yere yığılmış kalmış.Bebeğe mi yoksa bana bir şey oldu diye meraktan çıldıracak duruma gelmiş....Annem perişan olmuş, kardeşimin eşi, yani gelinimiz ona sarılıp teskin etmeye çalışıyormuş.Bu bekleme tam 45 dk. Sürmüş. Geçmek bilmeyen bir 45 dk...

Ameliyathanede olanlar:
Ameliyattan bir rüyadan ayılır gibi ayıldım, eşimin adı dilimde “Alp” diye sayıklıyorum. Gözümü bir açtım karşımda yeşiller içinde bir adam, “adınız ne?”dedim “Volkan” dedi, “Alp'i istiyorum ”dedim.”Eşiniz mi?” dedi, daha sonra konuşamadım çünkü nefes alamıyordum.Daha önceki sezaryende de başıma aynı şey gelmişti o yüzden ameliyat öncesi uyarmıştım doktorları ve bana Volkan Bey oksijen verdi.O an doğum yaptığımı anladım. “Bebeğim nasıl?” diye sordum.Volkan bana “doktor size bilgi verecek” dedi.Hiç de beklediğim bir cümle olmadığı için kötü bir şeyler olduğunu anladım, ve oksijene rağmen nefes alamamaya başladım.Volkan bana başka bir aletle oksijen vermeye devam etti.Tekrar nefes alabiliyordum.Bu sefer defalarca bebeğimi sormaya başladım, defalarca Volkandan aynı cevabı aldım.
Sonra Moşe Bey yanıma geldi, yüzü bembeyazdı ona da bebeğimi sordum.O da bana “kötü uğraşıyoruz” dedi.
Tanrım o an ölmek istedim.Aynı şeyleri tekrar yaşıyor olamazdım, bu bir kabus olmalıydı.Cevap bile veremedim.Sadece inanamıyordum, hala ayılmadım narkozun etkisindeyim sanıyordum.Ve beni ameliyathaneden çıkardılar.

Dışarıda bekleyenler:
45 dk.lık beklemenin sonunda ameliyathanenin kapısı açılmış ve üzerinde pek çok makineler,oksijen takviyesi ile mosmor olmuş vücudu ile bebeğimizi kuvöz içerisinde dışarı çıkarıp inanılmaz bir sürat ile doktorlar asansöre bindirmişler, eşim ne olduğunu sorduğunda “solunum yetmezliği” cevabını almış.Ve yine yığılmış kalmış.

Ben is ameliyathaneden dışarı çıkarken annemin inanılmaz bir metanetle (analık bu olsa gerek diyorum..)bana gülümseyerek, beni beklediğini gördüm.Eşimin ise yüzü bembeyazdı.Annem hiçbir şeyden haberim olmadığını zannediyordu, ben ona “bebeğim iyi değilmişâ€ dedim.Elimi tuttu ve asansöre bindirilip odaya çıkarıldım.
Normalde narkoz sonrası hastalar devamlı uyur, ben hiç uyumadım devamlı sorular soruyor neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bu arada hala hiç kimse aileme bilgi vermemişti.36. haftada ne olabilirdi ki????Bebeğin bu haftada tamamen gelişimini tamamlamış olması gerekirdi.
Doktorlar bilgi verememişti çünkü hem bebekle ilgileniyorlardı hem de olayın şokundaydılar bizleri tamamen unutmuşlardı.
Daha sonra Moşe Bey geldi.Benim kayınpederim de Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde doktordur.Moşe Bey kayınpederime bilgi aktarırken ben de yattığım yerden dışarıda konuşulanları duyuyordum.Her şey inanılmazdı ve ben şoktaydım.

Bebeğimiz doğmuş, doktorumuz 3 kilonun üzerinde olduğunu görünce çok sevinmiş, Ardamız ağlamış,hareket etmiş, tuvaletini yapmış ve sonra birden bire tüm vücut fonksiyonları durmuş.Kalbi durmuş.Tüm ekip başına toplanmış.Doktorumuz Şebnem Ersoy müdahale yapmaya başlamış, kalbi tekrar çalıştırabilmek için defalarca uğraşmış.İlk andan itibaren oksijen vermeye başlamışlar.Sonra öğrendiğimize göre bu gibi durumlarda doktorlar genel olarak ilk 20 dk dan sonra bebekte kalıcı bir hasar olabilir diye kurtarmaya çalışmayı bırakırlarmış.Şebnem hn. Daha sonra kendisinin de belirttiği gibi kendini müdahale etmekten alamamış ve tam 45 dk. Moşe beyle birlikte oğlumuzu hayata geri getirmek için müdahale etmişler.45 dk.nın sonunda ümidi yitirip bebeğimizi bırakmaya karar verdikleri anda bir mucize gerçekleşmiş ve Arda'mız kendiliğinden hayata geri dönmüş.O an sanırım oradaki tüm ekibin hafızasından silinmeyecek bir an olsa gerek.3.300 gr doğan bu minik güçlü,yaşamaya karalı bebek hayata sımsıkı sarılmış.Onu derhal yukarı yoğun bakıma çıkarmışlar.
Sülfaktan diye bir maddenin eksikliğinden ciğerleri gelişmemiş ama nasıl olup da 36. haftaya kadar gelebildiği de Allah'ın bize bir başka mucizesi.O ilaç International Hospital'da mevcutmuş, her hastanede de bulunamayabiliyormuş,pahalı bir ilaçmış ve ilacı oğlumuza vermişler vücudu ilaca cevap vermiş ve hemen ciğerleri açılmış.Tek bir doz yeterli olmuş.

Doktorumuz Şebnem hn. Tüm bunları detaylı bir şekilde bize aktardığında çok ağır bir vaka olduğunu, önümüzde hayati tehlikenin devam ettiği bir 72 saat olduğunu ve bu 72 saat sonun da da eğer ki oğlumuz bu mücadeleden sağ çıkarsa beyninde veya kalbinde bir hasar olabileceğini söyledi.
Şu an bu yazıyı okuyan tüm anneler veya babalar bizim bunları duyduğumuzda neler hissettiğimizi ve ne durumda olduğumuzu az çok anlayabilirler.O 72 saat ve devamını takip eden toplam 20 gün sanırım hayatımızdan pek çok şeyi alıp götürdü.

O gün sezeryan sonrası ancak akşam saat 22.00 de ayağa kalkabileceğimi ve bebeğimi görebileceğimi söylediler.Saat 21.00'e kadar dayanabildim.Hemşireye gidip bebeğimi göreceğimi söyledim.Beni kaldırdılar ve tekerlekli sandalyeyle yoğun bakıma götürdüler. Şu an bu satırları yazarken yine aynı şeyleri yaşıyorum.
Yoğun bakımın kapısından içeri girdiğimde minik oğlumu minik bir yatakta yatarken gördüm.Oysa ben ilk karşılaşmamızı hiç böyle hayal etmemiştim.Burnundan hortum akciğerine iniyordu ve makine sayesinde nefes alıyordu.Kolundan bacağından serumlar ve ilaçlar veriliyordu.Ama tüm bunlara rağmen o dünyanın en güzel bebeğiydi, bizim bebeğimizdi.Gözlerimden yaşlar sicim gibi akıyor onunla konuşuyor onu seviyordum.Nasıl böyle olmuştu?Neden bunlar başımıza gelmişti???
O günü takip eden her gün odasına her girdiğimde göz yaşlarım sicim gibi akmaya devam etmişti.Her seferinde oğlumu önce Allah'a sonrada yoğun bakım hemşirelerine emanet edip oradan ayrılıyordum.Oğlumuz 72 saatlik süreyi atlattı ama onu bekleyen daha başka sınavlar vardı, tomografi çekilecekti, beyin elektrosu çekilecekti, kalp doktoru muayene edecekti,pek çok defa vücudundan kan alıp gerekli testler yapılacaktı. Çok şükür yaşadığı olay kalbine zarar vermemişti.

Minik Arda'mız her gün biraz daha iyiye gidiyordu.Solunum makinesinin desteği yavaş yavaş azaltılıyor, aldığı uyku ilacının dozu azaltılıyordu, 3 gün geçmiş olmasına rağmen oğlumun gözlerini açık olarak görememiş, sesini duyamamış, koklayıp kucağıma alamamıştım.Sadece ayağına ellerline dokunuyordum ve onunla her yoğun bakım odasına girdiğimde konuşuyordum.
3.gün akşam eşime “ben Arda'yı görmeye gidiyorum” dedim ve yanına gittim yine onunla konuşurken ona ilk defa “Arda'cım seni seviyorum” dedim ve inanılmaz bir şey oldu aldığı ilaca rağmen Arda gözlerini açıp bana baktı.Sesimdeki ve içimdeki duyguların yoğunluğunu o da hissetmişti.Minik oğlumun renkli gözlerini ilk defa gördüm ve gözyaşları içinde odama geri dönüp eşime anlattım.İkimizde ağlıyor ve devamlı onun için dua ediyorduk.

Ertesi gün hastaneden çıktık.Onu orada bıraktık ve her gün ona süt götürmeye onu ziyaret etmeye başladık.Durumu nefes alışı her gün iyiye doğru gidiyordu.

Bu arada doğumdan 5 gün sonra çocuk Nöroloğu Mine Çalışkan bebeğimizi muayene etmeye gelmişti.Daha sonra yine öğrendiğimiz üzere bebeğimizin doğum hikayesini duyduğunda Şebnem Hn. a “keşke bıraksaydınız” demiş.Bizimle görüştüğünde de kendisinin karşılaştığı en ağır vakalardan biri olduğunu söyledi ve bize hiç ümit verici konuşmadı.Her telefon konuşması, her haber benim sinirlerimi ve ruhsal yapımı altüst ediyordu.

Tam 11 gün sonra hastaneye onu ziyarete gittiğimde bana onu kucağıma alıp emzirebi-leceğimi söylediler. İnanılmazdı onu kucağıma alabilecektim, aslında o an çok daha önemli olan onun emip ememeyeceğiydi, çünkü emme refleksi bebeklerde sağlık belirtisi gösteren en önemli refleksmiş bunu o an bilmiyordum.Minik oğlumu sevgiyle kucakladım, yanımda yoğun bakım hemşiremiz Neşe Hn,Gülen hn. Ve doktorumuz Şebnem hn. Nezaretinde Ardayı kucağıma aldım ve benim minik oğlum sanki en çok bekleyip istediği şey buymuş gibi inanılmaz güzel emmeye başladı.Çabuk yoruluyordu ama başarılıydı. Doktorumuz maşallah diyip duruyordu.
Çok şükür Tanrı bizimleydi...

Daha sonra o gün Arda'mızın tomografisi çekildi.Sonucu annemle bekliyorduk. Tomografimizin sonucu iyi çıktı.O günkü sevincimizi kelimelere dökmek oldukça zor.Fakat Mine hn. Yine de beyin elektrosu çekilmesi gerektiğini, bebeğimizin yoğun bakımda kalmaya devam etmesi gerektiğini ve ilaçlarına da doz azaltılarak devam edilmesi gerektiğini söyledi.
Tam 1 hafta sonra pazartesi günü bebeğimizi ambulansla Çapa Tıp Fakültesine götürdük ve orada beyin elektrosu çekildi.Ertesi günü sonucunu aldık, sonuç hepimiz için inanılmaz sevindiriciydi.Çünkü Minik Arda'mız bir mucizeyi daha gerçekleştirmişti, elektromuzun sonucu temiz çıkmıştı.Doktorumuz Arda'yı yoğun bakımdan normal odaya almaya karar verdi, biz de babasıyla onunla beraber 2 günümüzü hastanede geçirdik.Yani sevgili Ardamızın anne ve babasıyla ilk günleri yine hastanede başlamış oldu, anneannesi,dedeleri,babaannesi onu orada ilk kez gördüler.Sonunda sevgili oğlumu doyasıya kucaklayabiliyordum,emzirebiliyordum,sevip okşayabiliyordum.Dualarım kabul olmuştu.

Umarım bu mücadele Ardamızın hayat mücadelesinde vermiş olduğu en zor tek mücadele olur ve bundan sonrasında hayat ona biraz daha bonkör davranır.Biz doğum hikayesini Arda'mıza, ileriki yaşamında onu psikolojik olarak etkilememesi için anlatmamaya karar verdik.Ona sadece erken doğup biraz yoğun bakımda kaldığını söylemeye ve tüm bu yaşanalardan bahsetmemeye karar verdik..

Tüm bu uzun süreç boyunca arkadaşlarımız, tüm akrabalarımız,hatta yurt dışından arkadaşlarımız, iskenderiye.com'un sevgili çalışanları herkes bize destek olmaya çalıştı.Yaşadıklarımız inanılmaz bir süratle tüm sevdiklerimize ulaştı ve herkes bizi defalarca arayarak moral vermeye çalıştı.Buradan herkese teşekkür etmek istiyorum.İnsan kötü gününde dostunu yanında bulduğu zaman gerçekten yaşananların gerçek dostluk üzerine kurulu olduğunu anlıyor.Buradan tüm dualarınıza, yardım dileklerinize ve desteğinize sonsuz teşekkürler.
Aynı zamanda Ardamızı bize kazandıran Dr.Şebnem Ersoy'a ve Moşe Benhabib'e ve International Hospital'e,tüm çalışanlarına teşekkür ediyoruz.
Yoğun bakım hemşirelerimiz Neşe, Gülen, Güler,Songül ve Zerrin hanımlar hepiniz benden önce tam 18 gün boyunca Ardamıza annelik yaptınız.Sizin hakkınızı ödemek imkansız.Gerçekten 5 hemşiremizde işlerini tam bir profesyonellikle yapıyorlardı ama her şeyden önemlisi mesleklerine yürekten bağlanmışlardı ve Arda'mızı çok sevdiler.Hala arada arayıp hatırımızı soruyorlar biz kontrollerimiz için hastaneye gittiğimizde uğrayıp onları ziyaret ediyoruz.Hakkınızı ödemek mümkün değil.
Hastanede Arda'mız bu zorlu mücadeleyi verirken şöyle bir karar aldık.Onun ismini yani Arda'yı kızımız Ece koymuştu Ardamızda kendine ikinci bir isim koydu.Adını Güçlü Arda olarak nüfusa kayıt ettirdik.Bundan böyle tüm hayatı boyunca güçlü, başarılı ve sağlıklı olması dileği ile..

Sevgili Ardamız bugün ben bu yazıyı bitirirken tam 3 ayını doldurdu, kızımız da 7 yaşına bastı.Dünyanın en güzel hediyesi anne olmakmış, Allah hepimizi yavrularımızdan ayırmasın hep sağlık dolu günlerle yanımızda olsunlar.

Sevgiyle kalın,

Kategori: Anne-Bebek

Subscribe to comments feed Comments (0 posted)

total: | displaying:

Post your comment

Please enter the code you see in the image:

Captcha
  • Email to a friend Email to a friend

Tagged as:

Anne-bebek

Rate this article

0